Bu sitedeki blog yazıları, fotoğraflar ve gif başlıkları kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blog yazıları açısından kaynak gösterme, hem site ve yazar ismine hem de ilgili yazıya ait aktif linke yer vermek anlamına gelmektedir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen yapılan kullanımlar, şahsi ve fikri haklara aykırılık teşkil edecek olup, bu konuda gerekli hukuki yollara başvurulacaktır.

Bu site, Oğulcan Tümdoğan tarafından tasarlanmıştır. 2017

Özgecan’ın Anısına: Kara Kış Çiçekleri Dökerken...

17.02.2015

Bu tutmuş, bu kesmiş, bu pişirmiş, bu yemiş, bu da okuldan gelmiş, “hani bana hani bana” demiş. Ne kadar çocuksu değil mi? Ancak Türkiye’de her şey göründüğü kadar çocuksu olmuyor ne yazık ki. Mesela Özgecan’ın annesi hiçbir çocukla bu oyunu oynayamayacak bundan sonra…

 

Bu tutmuş… “Biraz gittikten sonra aracı kenarda durdurdum, tecavüz etmek amacı ile saldırdım.” Her minibüse bindiğinde caninin Özgecan’ı nasıl tuttuğunu hatırlayacak, nasıl saldırdığını. Çığlıklarını duyacak kızının. Bağırmamak için zor tutacak kendisini.

 

Bu kesmiş… “Tırnaklarıyla yüzümü parçalayarak canımı çok yaktı. DNA testinde delil bırakmamak için iki elini bileklerinden kestim.” “Kesmiş” sözü, kızının kesik ellerini getirecek aklına. İçi cız edecek. “Nasıl yaptılar kızıma” diyecek, “Elleri kırılsın” diyecek. Ama kızının ellerini son bir kez tutamayacak, öpemeyecek, koklayamayacak.

Bu pişirmiş… “Üzerine benzin döküp, çakmağı çaktım. Cesedi ortadan kaldırmak için yaktım, çünkü gömmeye zamanımız yoktu. Cesedin yakılmasını ben istedim, çünkü bulununca tanınmaz diye düşündüm.” Son kez kızının yüzüne bakamayacak. Baksa da tanıyamayacak. Bununla da bitmeyecek. Yemeği ocakta unutmamak için dua edecek belki her gün. Her yanık kokusu, canından can alacak.

 

Bu yemiş… “Yemiş” lafı ancak oyunlarda kalacak. Ne katiller ne hırsızlar ne de sapıklar ceza yiyecek bu düzende. Caniler için her zamanki gibi yine haksız tahrikler, hafifletici sebepler, iyi haller yaratılacak. Songül Ana, Ali İsmail’in katillerini hatırlayacak, “Ne olur 2-3 yıl yatıp çıkmasınlar” diye yalvaracak. O böyle dedikçe, biz hukukçular daha çok utanacağız.

 

Bu da okuldan gelmiş… Harçlığını verip, sütünü içirdikten sonra okula yolladığı kızı, okuldan gelmeyecek artık. Bunu bilecek ama yine de her kapı çaldığında kapıya gidecek gözleri. Gelen, hiçbir zaman o beklenen olmayacak. Komşunun kızı, “Anne” diye bağıracak ara sıra. “Yaşasaydı benim kızım da bu yaşlarda olacaktı” diye geçirecek aklından. Yaşasaydı…

 

Songül Ana, ekonomik durumları elverişli olmadığı için Özgecan’ın 15 gündür bozuk olan telefonunu yaptıramadığını anlatıyor gözyaşları içinde. En son suç bulunacak kişi, yine de kendisini affedemiyor: “Kendi kendime kızıyorum. Bir telefon alabilseydim, belki beni arama imkânı olurdu. Belki kurtulurdu yavrucağım.” O esnada Türkiye’nin başka bir yerinden, bin liralık kadehlerden su içenlerin sarayından cevap geliyor: “Senin kızına yapılan benim kızıma yapılmıştır. Her konuda arkanızdayız, her türlü desteği vereceğiz, müsterih ol.” Bir diğeri idam çığırtkanlığı yapıyor, başkası namus bekçiliği…

 

Tek başına taksiye binme kızım, minibüste sona kalma kızım, ıssız sokaklarda yürüme kızım, gece yalnız dışarı çıkma kızım, bu elbiseyle gitme kızım… Bu her yanı çürük sistemde bunlar çözüm olabilir mi?

 

Münevver Karabulut, Medine Memi, Ayşe Paşalı, Özgecan Aslan ve daha isimsiz niceleri… Kara kış çiçekleri döküyor. Siz üşümüyor musunuz?

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
Please reload