Bu sitedeki blog yazıları, fotoğraflar ve gif başlıkları kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blog yazıları açısından kaynak gösterme, hem site ve yazar ismine hem de ilgili yazıya ait aktif linke yer vermek anlamına gelmektedir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen yapılan kullanımlar, şahsi ve fikri haklara aykırılık teşkil edecek olup, bu konuda gerekli hukuki yollara başvurulacaktır.

Bu site, Oğulcan Tümdoğan tarafından tasarlanmıştır. 2017

Beylikdüzü’nde oturup Beykoz’da çalışan avukat

15.12.2015

Ben Beylikdüzü’nde oturup Beykoz’da çalışan bir avukatım. Beylikdüzü’nde oturuyorum dediysem lafın gelişi canım, bugüne kadar daha evde bir gün oturmuşluğum olmadı. Günde 9 saat mesai, 6 saat yol, 7 saat uyku, 1 saat kahvaltı ve akşam yemeği, 1 saat soyunma, giyinme, diş fırçalama, yıkanma, tıraş, 1 saat bebekle ilgilenme, 1 saat ofiste halledilemeyip eve taşınan işlerle uğraşma, etti mi size günde 26 saat. Nasıl ediyor ben de bilemiyorum. Garip ama gerçek. Bilim çaresiz!

 

Her şey bundan iki sene önce başladı. Eşimin iş durumu nedeniyle Koşuyolu’ndaki evimizden Beylikdüzü’ne taşındık. Taşınana kadar Beylikdüzü’ne sadece bir kez kitap fuarı için gitmiş ve daha ilk seferinde “Buraya eşek gelmez” demiştim. Geliyormuş. İnsan acımasız gerçekleri hep böyle acı tecrübelerle öğreniyor işte. Bir de ev ararken emlakçılar beni ısrarla Beylikdüzü’nün İstanbul’a bağlı olduğuna ikna etmeye çalışıp durdu. “He he” dedim, geçtim. Bilmesek yedirecek namussuzlar. Herkes düzenbaz olmuş kardeşim.

 

Ayrı bir dünyaymış Beylikdüzü, hatta çokça dile getirildiği gibi Plüton’dan sonraki gezegen. Uzak mı uzak, git git bitmez. Ne kadar mı uzak? Genç Parti’nin bir sonraki seçimlerde tek başına iktidar olma ihtimali kadar. İlk günler, “Darbe olsa asker Beylikdüzü’ne kadar gelir mi?” diye tartıştık mesela. TSK, Avcılar’dan döner ama belki Galaktik İmparatorluk askerleri stormtrooperlar gelebilir noktasında uzlaştık. Ancak onlar bile çok kalmadan dönerler gibi geliyor; çünkü iki yılın sonunda öğrendim ki, Beylikdüzü’nün en güzel yanı İstanbul’a dönüşü! Tamam, Beylikdüzü’nü bu kadar gömüp, eşimize gerekli mesajı verdikten sonra asıl konumuza geri dönebiliriz.

 

Evden işe, işten eve, her gün en az 120 kilometre yol yapıyorum; iki defa kıta değiştiriyorum. Günde 120 kilometre, haftada 600 kilometre, yılda 31.200 kilometre… Buna gün içerisinde adliyeye, devlet dairelerine, kenara köşeye giderken yaptığım yollar da dâhil değil. Dünyanın çevresi 40.000 kilometre. Kısaca, neredeyse her sene bir defa dünyayı turluyorum. Yine de dünya hakkındaki bilgim sınırlı. Demek ki doğru cevap; çok gezen değil, çok okuyan bilirmiş. Gerçi bunu da çok gezerek öğrendiğime göre, belki de doğru cevap çok gezendir. Bilemiyorum. Zaten böyle konulara kafa yorabilecek kadar vakit de bulamıyorum.

 

O kadar çok yol yapıp, yolda o kadar çok zaman geçiriyorum ki, bir akşam dayanamayıp İETT’den bir yetkili eve gelmiş. “Hanım hanım” demiş, “senin kocan her gün altı saatini otobüste, metrobüste geçiriyormuş. İki saat daha geçirebilirse şoför kontenjanından kadroya alalım. Bunca emeği boşa gitmesin, hem ileride emekli de olur böylece.” Ek gelir fena olmaz diye düşündüysem de, ilave iki saatle bir güne 28 saati sığdıramayacağıma kanaat getirip vazgeçtim. Dünya liderliğine kadar gidebilecek bir fırsatı böyle hoyratça teptim. Demek ki, fıtratımda bu varmış.

 

Kısa zaman içinde durumum iş arkadaşlarım arasında şaka konusu yapılmaya başlandı. İlk önce günde altı saat yol nedeniyle jet lag olup olmayacağım tartışıldı. Gecenin yarısında uyanıp, metrobüste uyuyakaldığım zamanları bilen arkadaşların bir kısmı bu tespiti yerinde buldular. Hatta her gün o kadar yol giden bir insanın değil jet lag, g.tlek bile olabileceğinde ısrar edenler çıktı. Adımın geçtiği tek tartışma bu olmadı tabii. Bir insanın yapabileceği en büyük çılgınlığın ne olabileceği hususundaki tartışmalarda da hep başı çektim. Kadıköy’deki boğanın üzerinde çıplak fotoğraf çektirmiş adam bile, “Ağamsın” deyip elimi öptü. Çılgın Sedat’ı tahtından indirdim.

 

Bir süre sonra hakkımdaki tartışma konuları zenginleşince arkadaşlardan uzak durmaya karar verdim. Arkadaşlardan uzak kaldım ama bu kez de akrabaların diline düştüm. Tabii onlar konuya başka bir tarafından baktılar. “Yine de haline şükret, metrobüs var” dediler, “Buna da şükret ters trafikte gidip geliyorsun” diye teselli ettiler, “Şükür şükür, işin var, evine ekmek getiriyorsun” diye ilave ettiler. Şükrede şükrede Ozan Şükür oldum. Kafa toplarındaki hâkimiyetim ile Meclis’i zorladım. Bu kez de dünya liderinin karşısında saf tuttum. Baktım Beylikdüzü’ne laf ederken Silivri’ye sürükleniyorum, siyaseti bıraktım. Beterin beteri olduğuna kanaat getirip, Beylikdüzü’nde oturduğuma ilk kez şükrettim.

 

En sonunda kaderime razı olmaya karar verdim. Yollarda gide gele hayal sınırlarının ötesinde sabırlı bir insan haline geldim. Sabırlı insan da ne kelime, bildiğiniz erdim. Sabır seviyem 68 level oldu. İki level daha kasarsam doğrudan cennete gideceğim. Cennetin Beylikdüzüsü yoktur değil mi? Merkeze üç saat mesafede falan? Bugüne kadar efendiliğimi korudum ama varsa işte o zaman vallahi isyan ederim!..

 

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
Please reload