Çocukluk

Hukuk fakültesinden mezun olduğumda 23 yaşındaydım. Laylaylom bir stajın ardından askere gittim. Yedek subaydım, meslek kurası çekerek askeri mahkeme hakimi oldum. Yanlış duymadınız, disiplin subayı filan değil, bildiğin mahkeme hakimi! Hiçbir hukuk tecrübesi ve pratiği olmadan hem de... Bildiğin mahkemem, kalemim, katibim, mübaşirim vardı. Yargılama yapıyor, insan tutukluyor, hürriyeti bağlayıcı ceza veriyordum...


Kulağa korkunç geliyor değil mi? Korkmayın, şükür elime yüzüme bulaştırmadım. 11 aylık görevimde 103 tane karar verip gerekçesini yazdım. Çoğu onanıp geldi. Alnımın akıyla çıktım diyebilirim.


Hatam olmadı mı? Oldu tabii ki, olmaz mı! Ancak bir olayı hiç unutmam. Bir gün izin tecavüzü suçundan yargılanan bir er savunmasında “İzin için memlekete gitmiştim. Fakiriz, ailem perişan durumdaydı. Tüm paramı onlara verdim. Dönüş için otobüs bileti alacak para bulamadım. Bu yüzden süresinde kışlaya dönemedim” dedi. Böyle bir savunma karşısında zaruret halinin doğruluğunu araştırmak lazım; çünkü zaruretin varlığının sabit olması halinde verilecek ceza, indirimden cezasızlığa kadar gidebilir. “Belediyeden veya kaymakamlıktan yardım talep etmedin mi?” diye sordum. “Belediyeden yardım istedim ama vermediler” diye yanıtladı sanık.

O an şeytana mı uydum; nefsime, egoma, kibrime mi yenik düştüm bilmem ama şöyle saçma bir karar kurdum: "GD. En yakın mahal mahkemesine talimat yazılarak tanık belediye başkanı .....'nın celbi ile yemin tahtında sanık ....'nın belediyeden yardım isteyip istemediğinin sorulmasına..."

Halen çok utanırım; düşündükçe kulaklarım kızarır böyle salakça bir karar verdiğime, verebildiğime... Bahsettiğim kişi istanbul'un en büyük ilçelerinden birinin, hadi ismini de söyleyeyim Kadıköy'ün belediye başkanı! Ne bilsin adam? Talimatı alan mahkeme hakimi ciddiye alıp belediye başkanına celp çıkardı mı veya başkan mahkemeye gitti mi; gitti ise ne cevap verdi bilemiyorum. Cevap gelene kadar ben ayrılmıştım görevimden. Muhtemelen bilcümle beni ayıplamışlardır. O an değil ama çok sonra çoook utandım ben kendimden, densizliğimden... Affetsinler...


O an çocuktum ben çünkü, salaktım, gerizekalıydım!.. Madem hakimim, belediye başkanını ayağıma getirme yetkim var, neden getirmeyeyim ki? Düşünseniz ya; çocuksunuz, süpermensiniz ve uçma yeteneğiniz var, uçmaz mısınız? Çocuktuk işte... O adam bir meslek erbabı mı? Aile, çocuk babası mı? Seçilmiş kişi mi? Düşünemedim, empati yapamadım. Benim gözümde mahkememin bir süjesi idi sadece ve kral bendim. Başka hiçbir şey değil!..

Aradan 15 yıl geçti, meslekte sıkıntılar diz boyu ve dün sosyal medyada okuduğum bir habere göre; bir mahkeme, yargılanan avukatın hal ve tavırlarını beğenmediği için ruh ve sinir hastalıkları hastanesinde 15 gün müşahede altına alınıp cezai ehliyetinin olup olmadığının araştırılmasını istemiş. Sırf savunmasını beğenmedikleri için... Ve meslektaş ofisinin önünde alıkonulacakken zor bela itirazen karar kaldırılmış. Kararı veren iradeye bakınca inanın kendi çocukluğumu gördüm...


Ne olur bu ilk ve son olsun, tekrarı olmasın... Çoluk çocuktan hakim savcı olmasın... Gerizekalıdan hiç ama hiç olmasın!..



Etiketler:

Bu sitedeki blog yazıları, fotoğraflar ve gif başlıkları kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blog yazıları açısından kaynak gösterme, hem site ve yazar ismine hem de ilgili yazıya ait aktif linke yer vermek anlamına gelmektedir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen yapılan kullanımlar, şahsi ve fikri haklara aykırılık teşkil edecek olup, bu konuda gerekli hukuki yollara başvurulacaktır.

Bu site, Oğulcan Tümdoğan tarafından tasarlanmıştır. 2017