Bu sitedeki blog yazıları, fotoğraflar ve gif başlıkları kaynak gösterilmeden kullanılamaz. Blog yazıları açısından kaynak gösterme, hem site ve yazar ismine hem de ilgili yazıya ait aktif linke yer vermek anlamına gelmektedir. İzinsiz ve kaynak gösterilmeksizin kısmen veya tamamen yapılan kullanımlar, şahsi ve fikri haklara aykırılık teşkil edecek olup, bu konuda gerekli hukuki yollara başvurulacaktır.

Bu site, Oğulcan Tümdoğan tarafından tasarlanmıştır. 2017

Tanık çilesi

07.08.2018

Seneler önce yeni bir işe başlamıştım. İlk iş günü bazı dosyaları kontrol etmek üzere adliyeye yolladılar beni. Öğlene doğru tam işlerimi bitirmek üzereydim ki, bürodan telefon geldi. On dakika kadar sonra benim bulunduğum adliyede bir duruşma varmış. Normalde bizim patron girecekmiş duruşmaya ama diğer adliyedeki duruşması sarktığı için yetişemiyormuş. Dosyada tanık dinleneceği ve tanık çoktan adliyeye gelmiş olduğu için mazeret de gönderememişler. O nedenle, duruşmaya benim girmemi istediler.

 

Sekreter telefonda mahkemeyi ve dosya numarasını yazdırdı, tanığın adını ve numarasını verdi. Dosyanın büro sureti patronun yanında olduğu için dava konusu haricinde dava hakkında pek bir bilgi aktaramadı. Çok endişelenmedim; çünkü daha önce çalıştığım büroda da bu şekilde bir çok “son dakika” duruşmasına girmiştim. Bilgi almak için önce bir patronu arayacaktım. Ancak ulaşamasam da önemli değildi. Duruşma salonuna gidip dosyayı okur, konuyu anlardım zaten. Ayrıca tanıkla konuşup, dosya hakkında ek bilgi alarak üzerine bir de cila yapacaktım. Sonrasında tanığa ‘sadece hakimin sorularına cevap ver, konuyu uzatma, gereksiz bilgi verme’ gibi birkaç basit uyarıda bulacak; ifadenin ardından da, daha sonra yazılı beyanda bulunacağımı söyleyecektim. Yine de haliyle biraz tedirgin oldum. Konuyu bilmiyordum, tanığı tanımıyordum, bir de daha ilk iş gününden bir terslik olursa endişesi taşıyordum sonuçta.

 

İlk olarak patronu aradım ama açmadı. Ne tepki vereceğini bilmediğim için taciz eder gibi tekrar tekrar aramak istemedim. Görünce döner nasıl olsa diye düşündüm. Sonra hemen bir cübbe kapıp, duruşma salonuna koştum ve tanığa telefon ettim. Duruşma salonunun önünde bekleyen adam telefonunu çıkarınca, bizim tanığın o olduğunu anlayıp yanına gittim.

- Selamlar. Abdullah Bey değil mi?

+ Alyüm selaam. Yahbi ağgad geleği sömişledi amahsemidin?

- Efendim?

+ Bi ağgad diyom geleği sömişledi amahsemidin?

- (Ne dediğini tam anlamadan) Evet evet. Bir saniye bekleyebilirseniz, ben bir dosyaya bakıp geleceğim.

 

Ancak dosyaya bakmak ne mümkün. Duruşma salonu salı pazarı gibi. Mübaşire dosyaya bakmak istediğimi söyledim, “Hakim bey duruşmalar başladıktan sonra dosyalara bakılmasına izin vermiyor” dedi. Meğer hakim, duruşma öncesi davaya ilişkin notlar alıp, bunları dosyaya zımbalıyormuş. Notlarının okunmaması için de duruşma esnasında dosyayı inceletmiyormuş. Tabii o zamanlar UYAP da yok, kaleme gidip çıktı alayım. Bir tek duruşma listesinden dava konusunun manevi tazminat olduğunu doğrulatabildim. Döndüm yine tanığın yanına.

 

Konuyu anlayabilmek için bizim tanıktan bilgi almaya çalışıyorum ama adamın söylediklerini anlayabilene aşk olsun:

- Abdullah Bey, siz şimdi bana olayı şöyle kabaca bir anlatabilir misiniz?

+ Dabi dabi. Dağcı bisim gomşu oluh. Bununhısıyla dağlınoğlu eğlenecehledih. Damgına gecsinde oğlanası yohsin gısırıspu yohbahhala memenelledin deye lağeddih. Bisimgilerde gısıp siseğerceh hısmıs yoh deye yüsüaddıh. Buseherde dağlı odusdusbeş milya masraf eddih parmısı geriferin ahsızlar deye baardıh. Sonası gufur gıymed. Enson dağlı dağcın rahmedlinısına guffedince birbilene gidileh. Sorayıdıh bunla ama dağlıh odulah. Meydı fors bivit yu…

 

Adam konuşuyor ama arada şifa niyetine kelimeler seçebiliyorum ancak. Yüzümde “işte şimdi s.çtık” ifadesiyle adamın suratına aval aval bakıyorum. Bir yandan da alnımdan aşağıya terlerin süzüldüğünü hissediyorum. Pes etmeden yeni bir deneme yaptım:

- Abdullah Bey, yavaş yavaş ve tane tane anlatırsanız çok daha kolay olacak. Hem eminim hakim bey de duruşmada öyle konuşmanızı isteyecektir.

+ Dabi dabi dane dane bidaha. Biraseycanlımdah. Şimşöle, dağcı bisim gomşu oluh. Bununhısıyla dağlınoğlu eğlenecehledih. Onıdan sonha…

 

Bir kez daha başından sonuna kadar anlamsızca tanığı dinledim. “Al sana cila” dedim önce kendi kendime! Sonra başka şekillerde sorular sorarak konu hakkında bilgi edinmeye çalıştım ama nafile. Her sorduğum soruya benzer şekilde hiç bilmediğim bir dilde cevaplar alıyordum. Yemin ediyorum bizim tanık, Ordu Şoförler Odası Başkanı Hamdi Işık ile Sosyal Hizmetler uzmanı Şerif Issı'nın sunduğu Danışma Saati adlı programa katılıp adamı çileden çıkaran abla kırması gibi konuşuyordu aynı. Tanık bir şey anlatmaya çalışıyordu galiba. Belki de tanığı takip etmeliydim?

 

Diğer yandan, bu adam bizim tanığımız. Şimdi duruşmada hakim buna sorular sormaya başlayınca, bu da yine “Yohsin gısırıspu yohbahhala memenelledin deye lağeddih” diye cevap verecek. Hakim de bu sefer bana dönüp “Ne diyor avukat bey tanığınız?” diye soracak kesin. “Valla ben de bilmiyorum hakim bey” mi diyeceğim? Ondan sonra, “Dalga mı geçiyorusunuz benimle” diye çıkışsa haklı. Anlamadan ben uydurayım desem, dosyayla ilgili hiçbir bilgim yok. Ne uyduracağım ki? Dava neden açılmış, biz ne diyoruz, karşı taraf ne diyor, bu adam kim, ne anlatıyor, hangi aklı evvel bunu tanık olarak duruşmaya gönderiyor ve daha bir sürü soru kafamda uçuşuyor...

 

Kara kara ne yapacağımı düşünmeye başladım. Bir yandan da müebbetlik mahkum gibi koridorda volta atıyorum. Sigara içiyor olsam, yemin ederim bir paketi çoktan gömmüştüm. Gidip bir kez daha duruşma listesini kontrol ettim. Daha sonra Abdullah Bey’in yanına gidip bir sonraki duruşmanın bizimki olduğunu söyledim. Tanık, “Bidaha annatam mı?” diye sordu. “Allahın varsa anlatmazsın” diye cevap verdim sadece.

 

Bizim dosyanın sırası gelince içeri girdik. Hakim dosyanın kapağını açıp; şu geldi, bu geldi, dosyaya şunlar girdi diye yazdırmaya başladı. Asıl giren bana girecek ama ses edemiyorum tabii. Hakim sonra tanığın kimlik ve adres bilgilerini okudu, “Doğru mu?” dedi. Bizimki de kafa sallayıp, “Eved” diye cevap verdi. “Keşke hiç konuşmasa, sadece kafa sallasa” diye geçirdim içimden. O zaman bu yaşam formuyla iletişim kurmanın basit bir yolunu bulabilirdik belki.

 

Ardından beklenen an geldi ve hakim, tanığa dönüp, “Ne biliyorsun bakalım dava hakkında?” diye sordu. Bizimki yine başladı tabii: “Valla hakibey, bunlan cocoğla eğlenecehledih. Gınagecsinde oğlanası yohsin gısırıspu yohbahhala memenelledin deye lağeddih…” Tanık konuşurken karşı tarafın avukatıyla bir an için göz göze geldik. Kızcağız bir yandan kahkaha atmamak için dudaklarını ısırırken, bir yandan da ağzından hava kaçırır gibi çıkan fıs fıs şeklindeki seslere engel olmaya çabalıyordu. Aynı anda hakim de sırıtmaya başladı. Sonra tanığa şu muhteşem soruyu sordu: “Yah hicsenin borsa progda beytüş şeydiğil. Ücbıcıh dördolasen itarette görelem, nasi buci buci satisan pegi?” İşte o an alnımdan süzülen terler k.çıma kadar indi!

 

Hakimin sorusu üzerinde davalı vekili kendini tutamayıp duruşmanın ortasında kahkahayı koyuverdi. Ardından bir elini havaya kaldırıp özür dilerken, diğer eliyle de ağzını kapatarak yeni bir duygu patlamasını engellemeye çalıştı. Hakim tanıkla ve dolaylı olarak da benimle kafa buluyordu kesin. Bir anda, tatilin ilk günü sabahtan akşama kadar şemsiyesiz, kremsiz güneşin alnında yatan İstanbullu tatilci gibi kıpkırmızı oldum. Fakat o da ne? Tanık hakime cevap verdi: “Dabi dabi. Birisde enhelit abuci bucisipordah.” Allah allah. Ardından aralarındaki konuşma derinleşti:

-- Eee, sen bihasince budamın gel, onolcah?

+ Dabihi oncocuhlaha dibaklım bağa dedih yomma. Üssene sıgaradan ondasona ücbıcıh dördolasen virogbiyoh. 

-- Enisada gösteredo napyomgi deyonsamah.

+ Benim fitnisımla burda birgacey gapladılah. Gızgınlıhla nıgneda satisan deye sohralah.

 

Ben şaşkınlık içinde bunları izledim bir süre. Beyanlardan sonra hakim bana dönüp, “Yahu avukat bey, bizim köylüyü nerden buldunuz?” diye sormasın mı? Len! Hakim, tanığın söylediği her şeyi anlamış mı yani? Hakim devam edip, “Tanığa sorunuz var mı?” dedi. Ne sorayım arkadaş, hiçbir şey anlamadım ki! Hemen, “Şu anda sorumuz yok ama konu hakkında yazılı beyanda bulunacağız”ı yapıştırdım ne olur ne olmaz diye. Karşı taraf vekili de sanki çok anlamış gibi tanığın aleyhe beyanlarını kabul etmedi.

 

Sonra katibe dönüp, yazdırmaya başladı hakim: “Tanık beyanında, ‘Davacı bizim komşu olur. Davacının kızıyla davalının oğlu evleneceklerdi. Tam kına gecesinde oğlanın anası yok senin kızın orospu, yok bakkala memesini elletmiş diye laf söyledi. Davacı taraf da kızıp, ‘size verecek kızımız yok’ diyerek yüzüğü attı. Bu sefer de davalı, ‘otuz, otuz beş milyar masraf yaptık allahsızlar, paramızı geri verin’ diye bağırdı. En son davalı, davacının rahmetli anasına küfredince taraflar birbirlerine girdiler. Zor ayırdık tarafları ama davalık oldular. Tüm bildiklerin bundan ibarettir.’ dedi.” Hakim tanık beyanlarını yazdırdıkça, suratımda yavaş yavaş “len bu muymuş o anlattıkları” ifadesi belirdi. Gerçekten adam bunları mı anlatıyormuş yarım saattir?

 

Duruşma biter bitmez zabtını alıp, tanıkla beraber salondan ayrıldık. Dışarı çıkar çıkmaz derin bir nefes aldım. Bu arada bizim tanık neşeli bir şekilde koluma girip, “Nasdıçohsellantabildimhı?” diye sordu. Bir yandan alnımdaki terleri silerken bir yandan da “Evet, nasdıçohsellantabildinhı anasını satayım” dedim, “Nasdıçohsellantabildinhı…” 

 

Facebook'ta Paylaş
Twitter'da Paylaş
Please reload